Şubat 2019
BÜYÜK SORULAR

Ülke olarak yoğun seçim gündemiyle dolu günler geçiriyoruz. Geçen ay olduğu gibi sizlerle bu ay da farklı bir konuyu paylaşmak istiyorum. Geçmişle ilgili bu köşede yeterince yazı yazdım fakat gelecekle ile ilgili de sözümüzün olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun yolu da bilimle ilgilenmekten geçiyor. Tüm bilim adamlarının üzerinde birleştiği bir nokta insanlık adına büyük sorular sormamız gerektiğidir.Tanrı var mı ? Evren sonsuz mudur ? Evrende yalnız mıyız ? Zaman içinde geçmiş ve geleceğe seyahat etmek mümkün müdür? Uzayda kolonileşmeli miyiz ? Yapay zeka bize üstün gelecek mi? Gelmiş geçmiş büyük bilim insanlarının hemen hepsi bu büyük soruların cevapları bizi korkutsa da mutlaka meraklı olup yanıtlarını aramamız gerektiğini söylediler. Öyleyse gelin bu yazımda bu soruların cevaplarını sizlerle beraber arayalım?


İnsanlık tarihi boyunca en çok merak edilen soru Tanrı var mı sorusudur. Akıllı yaratıklar olarak gizemini çözemediğimiz olaylarla karşılaşınca ya da yaşamın bir amacı olması gerektiğini düşündüğümüzden veyahut kainat sisteminin ihtişamından bir yaratıcının olması gerektiğini düşünürüz. Peki bilim adamları bu konu hakkında ne düşünüyor. Yakınlarda kaybettiğimiz yüzyılımızın en büyük fizik profesörü Stephen Hawking, kişisel olarak somut ve bizleri başka bir boyutta bekleyen bir Tanrı figürüne inanmadığını söylerken bunu da büyük patlamadan önce zaman kavramı olmadığı için Tanrının dünyayı yaratacak zamanın bulunmadığına dayandırıyor. Fakat Hawking bu konuda takıntılı olmadığını ve inanmak isteyen insanların fizik yasalarına Tanrı demesinde bir sakınca görmüyor. Kısaca söylemek gerekirse büyük patlamadan önceki olaylar bilimsel olarak incelenemediğinden bilim adamları içinde bir şey ifade etmiyor. Durum böyle olunca da bilim adamları fiziksel olarak kanıtlanmayan hiç birşeye inanmıyorlar ama bu konuda takıntılı da değiller.


İkinci büyük sorumuz evren sonsuz mudur? 1940'lara kadar evrenin sonsuz olduğu düşünülüyordu. Fakat 40 yıllarda ABD'li astronom Edwin Hubble kendi teleskobuyla gökyüzünü incelerken gezegenlerin birbirlerinden sürekli ve düzenli olarak uzaklaştığını fark etti. Bu gözlemiyle Hubble aslında bir anlamda evrenin genişlediğinide keşfediyordu. Sürekli genişleyen evrenin milyarlarca yıl önce tek bir noktada olduğu fikride böylece ortaya çıkmış oldu. Başlangıcı olan bir evren fikri çoğu devlet,din yada bazı ideolojilere ters gelsede bugün bilim dünyasında evrenin büyük bir patlamayla meydana geldiği bununda tahmini olarak 13.5 milyar yıl önce gerçekleştiği düşünülüyor. Büyüklük olarak ise bilim insanları evrenin herhangi bir sınırının olmadığını ve bir duvarla sona ermeyecek bir yapı olduğunu düşünmekteler.


En çok merak edilen konulardan biri de evrende yalnız olup olmadığımızdır. Bu konuda sadece samanyolu galaksimizde milyarlarca, tüm evrende ise katrilyonlarca gezegen olduğu düşünülüyor. Kendi galaksimizde, 9 gezegenimiz ve uydularının hiç birinde şu ana kadar canlı yaşam izine rastlayamadık. Fakat Mars'ın kendisinde Jüpiter, Satürn ve Neptünün ise uydularında buzulların içinde donmuş su ve metan gölleri tespit edebildik. Dünyamıza benzer, sıvı su ve oksijen bulunan gezegenlerin uzak yıldızlarda olduğunu tahmin etmekteyiz. Bunlara şimdilik yolculuk edebilmemiz imkansız fakat varlığımızı belli etmek için Voyager gibi uzay araçları yollayarak ve radyo dalgaları göndererek çalışmalar gerçekleştirdik. Dünyamız gibi güneşe uygun mesafede ve koruyucu atmosfer kalkanı olan kısaca yaşam için mükemmel uygunlukta olan evrende milyarlarca gezegen var. Fakat insan gibi karmaşık bir canlının yalnızca dünyada ortaya çıkmış olabileceği düşünülüyor. Kısaca, uzayın başka bir köşesinde farklı canlı türlerinin olması büyük bir ihtimal fakat bizim gibi DNA yapılı insan ırkının aynısı olması çok zor bir ihtimal. Her gezegenin kendine özgü canlılara sahip olacağını düşünebiliriz.



Bilim kurgu filmlerinde izlediğimiz araçlara binerek geçmişe ya da geleceğe gitmek herkese çok çekici gelen bir düşünce. Bu fikri ilk düşünen insan ise büyük fizikçi Albert Einstein. Einstene göre uzay zaman eğrisi yeterince esnek olursa geleceğe gitmemiz mümkün olabilir. Fakat bunun için ışık hızında hareket etmemiz gerekiyor. Bilim adamları dünyanın etrafını saniyede 7 kez dolaşabilecek bir tren hayali kurdular. Tabiki bu, ışık hızında hareket etmesi gereken bir tren. Böyle bir trene binersek ve dünyanın etrafını saniyede 7 kez tur atarak 1 hafta seyahat edersek döndüğümüzde bulduğumuz dünya 100 yıl sonrası olacak. Işık hızında trenin içindeki zaman yavaşlayacağı için biz sadece 1 hafta yaşlanmız olacağız fakat dışarda geçen süre 100 yıla karşılık gelecek. Tabi bu sadece gerçekleşmesi imkasıza yakın bir hayal. Çünkü Işık hızına ulaşmamıza fizik yasaları izin vermiyor. Ayrıca o hızda bir trenin içindeki hiçbirşeyin hayatta kalamayacağınıda biliyoruz. Kısacası geleceğe yolculuk şu an için imkansız. Geçmişe yolculuk için ise şu anda hayal dahi kuramıyoruz. Fakat Einsteine göre uzay zaman eğrisi yeterince esnek olursa bu da mümkün olabilir.


Dünyamız tahmini olarak 4.5 milyar yaşında. İnsan ırkı olarak biz ise 100 bin yıl önce dünyada görülmeye başladık. Bu uzun yıllar boyunca ateşi, tekerleği, tarımı ve yazıyı bularak varlığımızı sürekli geliştirdik. Bunları yaparken kirlilik ve savaşlarla dünyamıza epeyce zarar vermiş bulunuyoruz. Bilim adamları mavi gezegenimizin bizi milyarlarca yıl daha taşıyabileceğinden çok emin değiller. Küresel ısınma, Ozon tabakasının incelmesi, nükleer savaş ya da ölümcül virüslerin tehlikesi insan soyunu yok edebilir. Kendimizi ıssız bir adada düşünelim. Adamız tehlike sinyalleri vermekte. Neslimizin kurtuluşu ise kendimize yeni adalar aramaktan geçiyor. Yani insanlık olarak kurtuluşumuz uzaya çıkarak yaşama elverişli gezegenler aramımızda saklı. Şu an için Ay ya da Marsta bir karakolumuz bile yok. Fakat araç ve insan gönderebilecek teknolojiye sahibiz. Bilim adamlarına göre birkaç yüz yıl içinde başka gezegenlere taşınabilecek güce erişebiliriz tabi bu yüzyıllar içinde birbirimizi öldürerek ırkımızı sonlandırmazsak.


Son büyük sorumuz ise son zamanların en çok tartışılan konusu yapay zeka. İnsanlık olarak kendimizden daha akıllı makineler ve robotlar ürettik. Hatta işi öyle bir noktaya getirdik ki ABD'li girişimci Elon Musk'ın ürettiği robotlar eşya kullanma gibi inanılmaz yeteneklere sahip. Yapay zeka bilim adamlarına göre insanlığın en büyük keşfi olabilir. Bu araçlar hayatımızı kökünden değiştirebilir. Örneğin makineleri kullanarak savaşlarda insan kayıplarını azaltabiliriz, hastalıkların birçoğunu yok edebiliriz, insana en çok ihtiyacımız olan uzay çalışmalarında robotlar kullanabiliriz. Bunun gibi bir çok alanda akıllı cihazlar yaşamımızı çok kolaylaştırabilir. Ancak kontrolü kaybedersek de kendi ellerimizle insan neslini sona erdirecek bir canavar yaratmış oluruz. Bilim adamlarına göre yapay zekadan her alanda yararlanabiliriz ancak bu cihazların fişlerini sürekli elimizde tutmamız gerekiyor. Gelecek yüzyılımıza yapay zekayla mücadelemiz damga vuracağa benziyor. Yarattığımız bu gelişmiş cihazları kontrol altında tutabilmemiz ise yine kendi ellerimizde.


Bitirirken bilim dolu bu yazıdan keyif aldığınızı umuyor ve yazımı büyük bilim insanı Stephen Hawking ustanın sözleriyle noktalamak istiyorum.

''Ayaklarınıza değil, gökyüzüne bakın. Gördüğünüz şeylerin mantığını anlamaya çalışın. Evren’in neden var olduğunu düşünün. Meraklı olun...''

Ali Ekinciel