Ocak 2019
ORTADOĞU'NUN VERASET SİSTEMİ

Ortadoğu denilince akla ilk gelen mezhepsel ayrılıklar ve buna bağlı savaşlar oluyor. Ortadoğu’nun Arap halkları arasındaki bu ayrılık zamanla İran, Türkiye gibi diğer Müslüman ülkeleri de içine çekerek daha da büyüdü. İslam dünyasının içine düşen bu 1300 yıllık ayrılık günümüzde Ortadoğu topraklarını kana bulamaya devam ediyor. Bölgede huzur ve istikrarı engelleyen Şii-Sünni ayrılığının temeli ise herkesin bildiğinin aksine Kerbela Vakasında değil Ortadoğu’nun veraset sisteminde yatıyor. Bu ay ki yazımda sizleri İslamiyet’in ilk yıllarına götürecek ve peygamberimizden sonra veraset sisteminin kurulamayışının bugünlere etkisini birlikte göreceğiz.


Peygamberimiz Hz. Muhammed(Sav) 632 yılında Medine’de vefat ettiğinde kendisinden sonra ümmetinin başına kimin geçeceği ile ilgili herhangi birini işaret etmemişti. Peygamberimizin vefat ettiği gün Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer, Ensar(Medineliler)in ileri gelenleri ile bir araya geldi. Tarihe ‘’Beni Saide Vakası’’ olarak geçen bu toplantıda Hz. Ebubekir Kureyş’in (Muhacirler) desteği ile kendisini aday göstermişti. Ensar’ın iki kabilesinin arasındaki anlaşmazlık ise bir tarafın Hz. Ebubekir’e biat etmesi diğer tarafın ise etmemesi ile sonuçlandı. Sonuçta ise Kureyş’in, özellikle Hz. Ömer’in tam, Ensar’ın ise yarı desteği ile Hz. Ebubekir halife seçilmişti. Bu toplantıda ümmetin tam birliğinin sağlanamaması ve veraset sisteminin belirsizliği ilerde çıkacak kargaşanın temellerini atıyordu. Hz. Ebubekir 2 yıllık halifelik dönemi içinde birçok hizmetlerde bulundu. Vefat etmek üzere iken ise Hz. Ömer’i yanına çağırarak kendisinden sonra halife olmasını istedi.


Hz. Ömer’in görüş birliği olmadan halife seçilmesi ileride yaşanacak veraset tartışmalarına hız katacaktı. Buna rağmen Hz. Ömer kendi dönemin de herkesin razı olduğu adaletli bir yönetim sürdürmüştür. Arap ruhunu çok iyi bilen halifenin yönetimi altında İslam devleti sınırlarını genişleterek refah devleti olmuştur. Ne var ki Hristiyan bir kölenin camiye girerek 12 kişiye saldırması bu döneme nokta koyacaktı. 6 kişinin öldüğü 6 kişinin ise yaralandığı bu saldırıda yaralılardan biri de halife Ömer’in kendisi olmuştu. Hristiyan kölenin yaptığı bu saldırının nedeni hakkında ise kesin bilgiler bulunmamaktadır. Birkaç gün yaralı olarak yatağında yatan Hz. Ömer acilen içlerinde Hz. Osman ve Hz. Ali’nin de bulunduğu 6 kişilik bir grubu yanına çağırarak kendisinden sonraki halifeyi aralarında seçmelerini vasiyet etti.


Hz. Ömer vefat ettikten sonra grubun içinde Hz. Osman’ı destekleyen 3 kişi Hz. Ali’yi destekleyen 2 kişi olduğu için Hz. Osman kendisini halife ilan etti. Hz. Ali ise bu duruma razı gelerek Hz. Osman’a biat etti. Fakat sadece 6 kişinin yaptığı bu seçimde ümmetin birliğinin hepsini yansıtmadığı için büyük sorunları beraberinde getirecekti. Hz. Osman halife olduğunda 70 yaşının üstündeydi. Buna rağmen birçok hizmette bulundu. Ne var ki Mısır ve Şam valilerinin yaptığı zulümlerden bıkan halk kitleleri Medine’ye gelerek valilerini birçok kere şikâyet ettiler. Hz. Osman ise valileri görevden almamakta ısrar edince ümmetin düşmanlığını kazandı. Halifeye tepkiler günden güne arttı ve en sonunda ölüm tehditleri ortalıkta dolaşmaya başladı. Hz. Ebubekir’in oğlu Muhammed’in başını çektiği isyancı grup en sonunda halife Osman’ın evini kuşattılar. Hz. Osman görevi bırakmaktansa ölmeyi tercih edeceğini söyleyerek tercihini yapmıştı. Hz. Ali, oğullarını halifeyi korumaya göndermesine rağmen isyancı grup evine girerek Hz. Osman’ı şehit ettiler. İslam dünyasında ilk fitne sayılacak bu olayda Medinelilerin halifelerini korumaması da Hz. Osman’a halk içinde olan desteğin azaldığını gösterir.


Hz. Osman öldükten sonra Medine’de sahabeden kalan tek güçlü isim Hz. Ali’ydi. Hz. Ömer’in şurasında Hz. Ali’yi destekleyen ilk Müslümanlardan Talha ve Zübeyir’in desteğiyle halife oldu. Halife Ali’ye ilk itiraz kendisini Hz. Osman’ın ölümünden sorumlu tutan Şam valisi Ebu Sufyan oğlu Muaviye’den geldi. Daha sonra kendilerine valilik verilmemesine kızan Talha ve Zübeyir Hz. Ali’den izin alarak Mekke’ye gittiler. Hz. Ali, Talha ve Zübeyir’in desteğini kaybetmesiyle kendisine ikinci bir cephe daha yaratmış oldu. Mekke’de Hz. Ali ile arası soğuk olan Peygamberimizin eşi Hz. Ayşe ile ittifak yaparak bir ordu kurdular. Talha, Zübeyir ve Hz. Ayşe’nin ordusu Medine’ye doğru yola çıktılar. Hz. Ali’nin ordusu Cemel savaşında bu orduyu bozguna uğrattı. Talha ve Zübeyir öldürülürken Hz. Ayşe’ye zarar verilmedi. Hz. Ali’nin ordusu kazanmıştı fakat zayıf düşmüştü. Bu zayıflıktan yararlanmak isteyen Şam valisi Muaviye diğer kabilelerin reislerine mektuplar yazarak Hz. Ali’ye karşı ittifaklar gerçekleştirdi.


Hz.Ali, Muaviye’nin daha da güçlenmesine zaman vermeden ordusunu harekete geçirdi. Sıffin savaşında iki ordu karşı karşıya geldi. Muaviye tarafı savaşı kaybetmek üzereyken askerlerinin kılıçlarına kuran sayfalarını takarak halife Ali’nin ordusunu iki gruba ayırdı. Savaşmak istemeyen grubun baskısıyla Hz. Ali iki tarafın temsilcilerinden oluşan hakemlerin karar vermesini kabul etti. Fakat Muaviye tarafının Hz. Ali’nin hakemini kandırmasıyla Muaviye halife seçildi. Bunun üzerine Hz. Ali’nin yanındaki bir grup kendisini suçlayarak ayrıldılar. Hz. Ali kazanmak üzere olduğu bir savaşı masa başında kaybederek Kufe’ye geri döndü.


Bu olaylar üzerine İslam ümmetinin içinde hem Hz. Ali’nin hem de Muaviye’nin halifeliğini tanımayan Hariciler adında yeni grup daha çıkmış oldu. Hariciler zamanla radikalleşerek kendisi haricindeki herkesi dinden çıkmış ilan ederek savaş açtılar. Hedeflerindeki en önemli kişiler ise halife Ali ve Muaviye idi. Bir süre sonra Hz. Ali camide bir harici tarafından öldürüldü, Muaviye ise suikasttan yaralı kurtulmuştu. Hz. Ali vefat ederken tüm ısrarlara rağmen kendisinden sonra varis bırakmadı. Yanındakiler ise oğlu Hz. Hasan’ı halife seçtiler. Hz. Hasan ise bir takım şartlar yerine getirilirse Muaviye’nin halifeliğini tanıyacağını ilan etti. Buna rağmen Muaviye kendisine biat edildikten sonra Hz. Hasan’ı kendi eşine zehirleterek ortadan kaldırdı. Daha sonra Hz. Ali’nin diğer oğlu olan Hz. Hüseyin yanındakilerin ısrarına rağmen Muaviye’nin oğlu Yezid’den hakkı olan halifeliği almak için yollara düştü. Kerbela çölündeki katliamda şehit edilen kendisi ve yanındakilerin acısı ise İslam aleminde yıllar boyunca unutulmadı.


Bu kanlı olayların ardından 100 yıl boyunca sürecek Emevi hanedanlığı, İslam ümmetini bir taraftan kaderciliğe sürüklerken diğer taraftan Hz. Ali taraflarında bir gün gelecek mehdinin kendilerini Emevi zulmünden kurtaracağına dair bir inancı yerleştirdi. Hz. Muhammed(sav) ölümünden sonra sahabenin bir görüş birliği ve veraset sistemi belirleyememesi ise İslam toplumlarında kaos, kargaşa ve bölünmelere neden olmuştur. Oysa peygamberimizin meşveret (danışma) uygulaması ve hakkı gözeten, emaneti ehline veren görüşleri temel alınsaydı bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. İslam toplumlarında yöneticinin belirlenişindeki bu güç mücadelesi ve iktidar kavgası yüzyıllar boyunca Şii-Sünni temelinde mezhep savaşlarına neden oldu. Bugün dahi Ortadoğu’da İslam birliğine engel olan Suudi Arabistan- İran çekişmesinin arka planında mezhep çatışması olduğunu hepimiz biliyoruz. Emperyalist devletlere sömürgecilik için davet çıkaran bu bölünme sonlanmadan bölgeye istikrar ve barış gelmesi ise mümkün görünmüyor. İslam toplumlarının bu ayrışmasını asgariye indirebilecek çözüm ise yozlaşmış yönetimler, aile saltanatları veya askeri diktatörlükler yerine demokratik meclis yönetimleri olacaktır. Bu ay ki yazımı ünlü İslam bilgini Dr. Ali Şeriati’nin sözleriyle noktalamak istiyorum.

‘’Bugün mezhep diye diye Kan diye diye Toprak diye diye Onun muhalifi Bunun yandaşı diye diye Paramparça edildik.’’

Ali Ekinciel