2016 Mayıs Yazısı
Zoraki bir müttefik : Suudi Arabistan

Suudi Arabistan Krallığı kuruluşundan bu yana hem diğer Müslüman ülkeler hem de batılı dostları için her zaman zoraki bir müttefik olarak görülmüştür. Bu algının Müslüman ülkelerde oluşmasına yol açan nedenler ülkeyi yıllarca yöneten Suud ailesinin diğer mezheplere ters düşen Vahhabi uygulamaları , Batı güçleriyle aşırı yakınlık , hanedan ailesinin gösterişli hayatı ve radikal örgütlere verilen destekler gösterilebilir. Ülkede demokrasi ve kadın haklarının olmayışı , sert şeriat yasaları, basın özgürlüğü gibi sorunlar ise Batılıların gözünde Suudi Arabistanı en sevimsiz İslam ülkesi yapmış durumda. Hem Doğu hem Batı dünyası için Suudi Arabistan tüm bu olumsuz özelliklerine rağmen petrol ihracatı , ekonomisi , kutsal mekanları ve Arap ülkelerindeki etkin nüfuzuyla herkes için vazgeçilemeyecek bir müttefik durumunda.


Arap yarımadası için milad sayılacak gelişme kuşkusuz İslamiyetin bu bölgede doğmuş olmasıdır. İslamın ağırlık merkezinin yarımadadan ilk kayışı ise Emevilerin başkent olarak Şam vilayetini seçmiş olmasıdır. 1517'de kutsal mekanların anahtarları Yavuz Sultan Selim'e verilmesi bölgede 300 yıllık bir Osmanlı egemenliğini başlatıyordu. Osmanlı hakimiyetinde geçen asırlarda ise imparatorluğun etkisi hiç bir zaman bölgenin merkezi Nejd'e uzanamamış ve Arap yarımadası yüzyıllarca aşiretler tarafından yönetilmiştir. 1740'lara gelindiğinde Vahhabi doktrinini geliştiren Muhammed Abd Al-Vahhab adlı bir din alimi , Necd bölgesinin hakim aşiret reisi Muhammed bin Suud'le birleşerek Osmanlıya karşı ilk isyan ateşini yaktılar. Kurulan bu ilk Suud devleti Osmanlı valisi Kavalalı Mehmet Ali paşanın oğulları tarafından bastırıldı. Suud aile üyeleri ve Vahhabi önderlerinin çoğu İstanbulda idam edildiler. Geride kalanlar ise birkaç yıl sonra tekrar isyan ederek ikinci Suud devletini kurdularsa da bu devlet de Osmanlı müttefiki El Reşid devleti tarafından 1891 de yıkıldı. Üst üste bastırılan bu isyanlar ise Vahabi-Suud ortaklığını sonlandırmaya yetmeyecekti.


Tarihler 1902'yi gösterdiğinde Suud ailesinin 22 yaşındaki en genç üyesi Abdülaziz Al Suud 55 adamıyla Riyad kalesini bir baskınla alarak Necd bölgesini Osmanlıdan kopardı. I.Dünya savaşı sırasında İngiliz desteğiyle güçlenen genç aşiret reisi kutsal toprakları bir bir ele geçirerek kendini hicaz kralı ilan etti. Türkiye Cumhuriyeti ilk defa 1929'da Hicaz ve Necd krallığı ile anlaşma yaparak birbirlerini tanıdılar. Suudi Arabistan için dönüm noktası ise 1938'de ilk petrol kuyularının keşfedilmesi oldu. Ekonomisi sadece hurma ihracatına dayanan ülke II.Dünya savaşının bitmesiyle dünyanın en büyük petrol üreticisi oldu. ABD ortaklığıyla kurulan ARAMCO şirketi günümüzde en büyük petrol sahalarını işletmektedir.


Abdülaziz Al Suud'un ölümüyle tahta geçen Kral Suud 1964'e kadar pasif bir dış politika izledi. Özellikle Mısır devlet başkanı Cemal Abdulnasır'ın Arap dünyasında artan etkisine karşın zayıf kalan kral , hanedan üyeleri tarafından 1964'de tahtan indirilerek yerine Kral Faysal geçirildi. İsraille gerginliğin doruğa ulaştığı 1970'li yıllar da Suudi Arabistan yapılan ekonomik planlarla gelişmiş ülkeler seviyesine ulaştı. 1973 yılında Arap-İsrail savaşında Batılı ülkelere petrol ambargosu uygulayan ülke , dünya çapında petrol fiyatlarının fırlamasına neden oldu. Bu krizin en önemli sonucu ise ARAMCO şirketinin tüm hisselerinin Suudi devletine geçmesi ve ülkenin süratle gelişmesi olmuştur. Bu yükselişin mimarı Kral Faysal ise 1975'de aile içi bir suikast sonucu öldürülerek yerini kardeşi Kral Halid'e bırakacaktı.


Yeni kralın ilk icraatı İsraille dostluk anlaşması yapan Enver Sedatın Mısırı ile tüm ilişkileri kesmek oldu. Suudiler için asıl felaket ise 1979 İran İslam Devrimi oldu. Aynı yıl Mekkedeki kutsal camiinin 250 militan ile basılması Suudi yönetiminin ülkede yaşayan Şii'lere karşı sert önlemler almasına neden oldu. 1980'li yıllar mezhep isyanlarından korkan Suudilerin ABD ile her alanda ilişkilerinin zirve yaptığı yıllar oldu. 1982 yılında ölen kardeşinin yerine geçen Kral Fahd Batı yanlısı ve militan dini anlayışa karşı bir politika izledi. 8 yıl süren İran-Irak savaşı sırasında milyar dolarlık silah yardımı yapılan Saddam Hüseyin ise Kuveyti işgal ettiği gün Suud yönetiminin düşmanı olmuştu. Körfez savaşı sırasında topraklarını yabancı güçlere açan Suudlar bununla kalmayıp Irak'a kara gücü göndermeyide ihmal etmedi. İslami kuruluşların en büyük sponsorlarından biri olan Kral Fahd , yönetimi boyunca diğer Müslüman ülkelerle ilişkileri geliştirmeye çalışmıştır. Usame bin Ladin ve 11 Eylül saldırganlarının çoğunun Suudi olması ABD ile ilişkileri zedelesede kopmasına sebep olmamıştır.


2005 yılında Kral Fahd'ın ölümüyle yerini günümüzde de ülkeyi yöneten veliaht Prens Abdullah almıştır. 2011 Arap Baharıyla sarsılsada yıkılmayan Suudi hanedanlığı içerde mezhep sorunları dışarda ise Yemen sorunuyla uğraşmaktadır. Suudi Arabistan Krallığı İnsan hakları ihlalleri , demokrasi ve basın özgürlüğü , yolsuzluk , radikalleşme gibi sorunlara rağmen elindeki petrol zenginliği ,Körfez ülkelerindeki ağırlığı , kutsal topraklara hakimiyetiyle bölgenin en önemli ülkelerinden birisi durumunda. Kral Abdullah'ın başa geçmesiyle bölgede aktif bir politika uygulayan Suudi Arabistan , milyar dolarlarlık modern silahlarla donatarak oluşturduğu , bizim de dahil olduğumuz İslam ordusu kurarak bölgeyi domine etmeye çabalıyor. Mezhep çatışmasıyla ikiye bölünmüş Ortadoğu coğrafyasında İran'a karşı Sünni ittifakın önderliğini yapan Suudi Arabistan , önümüzdeki yıllarda da çoğu ülke için zoraki bir müttefik olacağa benziyor.

Ali Ekinciel