Mayıs 2018
Yeşil İsyan : İran

Ülke olarak maalesef ateş çemberi bir bölgede yer alıyoruz. Komşularımız uzun yıllar süren ve halen de devam eden iç ve dış savaşlarla yıpranmış durumda. Son günlerde kaynama noktasında bulunan ve her an toplumsal bir patlama yaşayabilecek komşumuz, kadim Pers medeniyetinin beşiği İran İslam Cumhuriyeti… Güney doğu komşumuz son asırda yoğun bir Batı ve ABD karşıtı dış politika uygulamakta. İran’ın İslam ülkeleri arasında Batı dünyasından en fazla nefret eden ülke olmasının kökleri ise çok uzak olmayan bir tarihte yatıyor.


Türkiye’nin Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Kurtuluş Savaşı verdiği 1920’li yıllarda dünya imparatorluğu İngiltere, petrol’un keşfini tamamlamış ve dünya rezervlerini ele geçirmeye hazırlanıyordu. O yıllarda petrol kaynakları açısından zengin komşumuz İran, İngiliz petrol şirketi ile anlaşarak topraklarındaki tüm rezervlerin çıkarım hakkını Britanya İmparatorluğuna devretmişti. Kurulan şirketin ismi Britanya-Persian yani günümüzdeki BP olarak anılan firmaydı. İngiliz hükümetinin kontrolünde BP şirketinin sahada çıkardığı petrolün kârından İran’a verilen payın oldukça düşük olması ise yerel halkın tepkisini çekmişti. İngilizlerin İran’a bıraktıkları kâr payı aynı yıllar içinde Irak ve Kuveyt devletlerine bırakılandan çok daha az bir miktardı. Londra hükümetinin, İran’ın eğitim ve altyapısına harcaması gereken parayı Şah ve çevresindeki bürokratlara bırakması İran halkını henüz o yıllarda patlama noktasına getirmişti. Bu adaletsiz düzen, Pers toplumunun her kesiminde Şah ve İngilizlere karşı bir nefret dalgasının oluşmasına yol açacak ve günümüze kadar uzanan düşmanlık algısının temelini oluşturacaktı.


II.Dünya savaşının sonunda İran, kuzeyde SSCB, güneyde ise İngilizler tarafından sarılmış haldeydi. Petrol gelirlerini kaybetmek istemeyen İngilizler, İran Şah’ına ağır bir baskı uyguluyordu. Sovyet istilasından korkan Şah Rıza Pehlevi ise İngilizlerin tüm isteklerine boyun eğen bir politika izliyordu. Bu durum 1950’lerin başında başbakan Muhammed Musaddık dönemine kadar devam etti. Milliyetçi bir yönetici olan başbakan Musaddık halkın desteğini arkasına alarak İngilizlere meydan okuma niyetindeydi. İlk icraatı petrol çıkarma hakkını millileştirmek ve BP çalışanlarını ülkeden kovmak olmuştu. Bu hareket İngilizler için karşılıksız bırakılamayacak kadar büyük bir olaydı. ABD gizli servisi CIA yardımıyla İngiliz istihbaratı Ajax Operasyonu kod adı verdikleri bir harekâtla başbakan Musaddık’ı devirdiler. Bir süreliğine yurt dışına kaçan Şah Rıza Pehlevi tekrar yönetimin başına geçirilerek statükonun devamı sağlanmıştı. Ülkenin meşru başbakanın bu şekilde bir darbeyle devrilmesi ise İran halkının hiç bir zaman unutmayacağı bir aşağılamaydı. İran toplumunda, Batı dünyasına karşı duyulan nefret bu operasyondan sonra kalıcı hale gelirken, kötü olan her şeyin ismi ise ‘’Batı’’ olmuştu.


1970’li yılların İran’ı patlamaya hazır bombaydı. Şah Rıza’nın halkın huzursuzluğuna karşı önlem olarak sürekli orduya yatırım yapması kendi sonunu hızlandırmaktan başka bir işe yaramayacaktı. Tarihler 1979 yılını gösterdiğinde bombanın pimi çekilmişti artık. Sürgünde bulunan Ayetullah Humeyni’nin meydanlara topladığı kitleler, Şah’ın ordusuyla karşı karşıyaydı. Askerlerin halkın üstüne ateş açması meydanların daha kalabalık olmasına neden olurken ok yaydan çıkmış ve kitleler Şah’ın sarayına doğru yürüyüşe geçmişti. Ertesi günlerde İran semalarında havalanan iki uçak ülkenin kaderini çizecekti. Uçaklardan birisi Şah Rıza’yı ülkeden kaçırırken diğeri ise Ayetullah Humeyni’yi Tahran’a indiriyordu.


İran devriminin gerçekleşmesinde katkısı olan Şah’a muhalif Sosyalist ve Liberalleri zor günler beklemekteydi. Humeyni iktidarının ilk işi devrime destek veren farklı grupları cezaevlerine doldurmak oldu. Şah öncesi 500 olan siyasi hükümlü sayısı devrim sonrası 5000’e çıkmıştı. Peş peşe yapılan referandumlarla ülke şeriat kurallarını temel alan bir din cumhuriyetine dönüştürüldü. Batı ve ABD karşıtlığı zirve noktasındaydı. ABD elçiliğinin basılması gibi olaylar ise uluslararası bir krize sebep olacaktı.


O yıllardan günümüze uzanan çeyrek asırda çok şey değişti. Değişmeyen tek şey ise İranlıların Batı dünyasına duydukları nefret oldu. Bu düşmanlık İran’ın bir daha petrol şirketleri aracılığıyla sömürülmemesini sağlasa da ağır bir ekonomik ambargoyu, despotik sert bir rejimi ve Rusya’ya bağımlı olmayı da beraberinde getirdi. Bugün İran halkı, vergileriyle başka ülkelerdeki silahlı güçleri finanse etmekten bıkmış bir halde, molla rejiminden kurtulmak için sıklıkla sokağa iniyor. Rejim güçleri ise bu insanları Batının ajanı olarak nitelemekte. İsrail’le olan gerginliğin her an savaşa dönüşebileceği bu günlerde, kadim güney komşumuzda her zamanki gibi içerde ve dışarıda isyan havası esiyor.

Ali Ekinciel