2017 Ekim
AŞK-I ŞURA

Bir önceki çalışmam Karabağ Güncesini yazmama vesile olan yurt dışında tanıştığım bir gazeteci dostum olmuştu. Bu kitabım Aşkı Şurayı da bana yazdıran olgunun yine yurt dışında kurulan sağlam bir dostluk olduğunu belirtmeliyim. İngiltere’de eğitim gördüğüm okulda sınıf arkadaşlarımdan birinin Alina isimli bir Ermeni kızı olduğunu duyduğumda tanışmak istemiştim. Türk olduğumu öğrenen Alina ilk günler bana karşı mesafeli dursa da sonraki günlerde beni tanımış ve güvenmeye başlamıştı. Alina ile sohbetlerimizde beni en çok etkileyen bölüm büyük annesinin 1922’de Kars’tan Gümrü’ye göç eden bir ailenin kızı olduğuydu. Alina, büyük annesinin bir Türk gencine olan aşkını anlattığı hikâyesi beni oldukça etkilemişti.


Büyük dedesi Kars’ta, Ermeniler tarafından öldürülen bir genç olarak hayatım boyunca büyüklerimden ailemin köylerinin basılması, yaşadığı zorluklar ve başlarına gelen felaketleri sıklıkla dinlemiştim. Bu acı olayları paylaştığım Alina’nın da aynı şekilde etkilendiğine şahit oldum. Kısacası aynı tarihlerde ailelerimizin başına gelen felaketler ve karşılıklı yaşanan acılar birbirimizi daha iyi anlamamızı sağlamıştı. Daha Türkiye’ye dönmeden temellerini attığım bu romanım, Alina’nın ailesi gibi göç eden birçok Ermeni’nin, dedemler gibi bin bir zorlukla hayatta kalma mücadelesi veren Türk ahalinin ve Kars’ın solan renklerinden Rus Malakanlarının gerçek öykülerini barındırmaktadır. Bu kitabı bana yazdıran başka bir sebep ise memleketim Serhat Kars’ım ve Mondros’tan sonra bu topraklarda kurulan ilk Türk devleti olan Cenubi Garbi Kafkas Cumhuriyetine olan vefa borcumdur. Kitabım aynı zamanda, Anadolu’daki bağımsızlık hareketinin fitilini ateşleyen Kars Milli Şurası ve Cenubi Garbi Kafkas hükümetimize, günümüzden gönderilen bir selam niteliği taşımaktadır.


Özet olarak bu çalışmam, Kars’ta otoritenin olmadığı 1919-1922 yılları arasında yaşanan sevdaların, acıların, hayatta kalma ve özgürlük mücadelelerinin gerçek hikâyesini konu edinmektedir. Eserlerimde koruduğum gerçeklik, empati ve tarafsızlık unsurları bu kitabımın da genel karakterini oluşturmaktadır. Dönemin yaşanmış olaylarını nesnel olarak yansıttığım romanımda, amacımın halklar arasındaki mesafeyi yakınlaştırarak, barışa hizmet etmek olduğunu da ayrıca belirtmek isterim. Son olarak, hayat hikâyeleriyle büyüdüğüm dedem ve büyükanneme, ayrıca ailesinin öyküsünü benimle paylaşarak, suyun öte tarafını anlamamı ve bu romanı yazabilmemi sağlayan Ermeni kızı Alina’ya teşekkürlerimi bir borç bilirim.


Memleketim Kars’ın gerçek hikâyesini anlattığım romanım 1919 yılında üç farklı köyde, üç farklı milletin başından geçen olayları imkânsız bir aşkın gölgesinde betimliyor. Zevkle okuyacağınızı umut ettiğim yeni kitabım aynı zamanda Kurtuluş Savaşı Doğu cephesinde Kars Milli Şurası’nın ve Ermeni olaylarının gerçek hikâyesini de barındırmaktadır.


Ali Ekinciel