2017 Ağustos
Nasıl Bir Eğitim Sistemi ?

Eğitim yeryüzünde milyonlarca yıldır insanlığı şekillendiren en önemli güç. Bundan böyle de medeniyetleri ileri taşıyacak yegâne unsurun eğitim olduğu şüphesizdir. Böylesine önemli bir olgunun eksik ya da hiç olmadığı coğrafyalar ise dünya barışı ve insanlığın devamı için büyük bir sorun teşkil etmekte. Bir öğretmen olarak sizlere bu ay ki yazımda eğitim sistemimizden bahsetmek istiyorum.


Ülkemizde eğitim konusu geldiğimiz yer itibariyle birçok yönüyle problemler yumağına dönüşmüş durumda. Ülke olarak devlet okullarının ihtiyaca cevap vermekte zorlanması, neredeyse her sene değiştirilen müfredat, atanamayan binlerce öğretmen, kitapların yetersizliği gibi onlarca sorunla karşı karşıyayız…


Kanaatimce tüm bu sorunların cevabı ise piramidin temelinde yatıyor. Çok sık değişen bakan ve bürokratlar ve her gelen ekibin var olanı değiştirmesi ve kendi programını kurmak istemesiyle eğitim sistemimiz tam bir yapboza dönmüş durumda. Uzun yıllar tek parti yönetiminde eğitimde istikrarın olması gerekirken sistemin çok fazla değişmesi ise ayrı bir çelişki. Bu durumdan kurtulmanın yolu ise istikrarlı ve eğitimin içinden gelen kadroların uzun dönemli programlar tasarlamasından geçiyor. Hayatında eğitim ile ilgili hiçbir projenin içinde yer almayan, bir okulun genel işleyişini bilmeyen, müfettişlik, müdürlük veya öğretmenlik yapmamış kişilerle işe başlanmasıyla hiçbir sonuç alınamayacağını artık anlamalıyız.


Diğer bir sorun ise tek tip insan yetiştirme isteğimiz. Güçlü ve bir ideolojisi olan devletler yıllarca tek tip insan yetiştirme hayaliyle hareket ettiler. Sonuç olarak ne Hitler Almanya’sı örnek bir faşist ne Stalin Rusya’sı örnek bir komünist ne de günümüz İran İslam Cumhuriyeti örnek bir İslamcı birey yetiştirebildi. Üstelik bu totaliter baskı ters teperek sisteme kırgın, muhalif bireylerin oluşmasına yol açtı. Bizim de bu örneklerden yola çıkarak devlet okullarında tek yanlı ve politize edilmiş bir müfredat yerine evrensel, kültür ve bilimi örnek alan özgün bir müfredata ihtiyacımız vardır. Unutmamız gereken devlet okullarında muhafazakâr, dindar, milliyetçi, laik, Alevi, Sünni her görüşten ve mezhepten ailelerin çocuklarının eğitim aldığıdır. Bu değerlerden birine yapılan eşitsizlik ise öğrencileri özel okullara gitmeye zorlamak demektir. Kısacası eğitim sisteminin hedefinin bir ideolojiye körü körüne inanmış robot bireyler değil eleştiren, sorgulayan, merak eden ve sürekli araştırarak kendi doğrusunu bulan gençler yetiştirmek olmalıdır.


Eğitim sisteminin lokomotifi olan öğretmenlere gelirsek. Ülkemiz eğitimcileri belki de en dertli meslek grubumuz. Alınan düşük ücretlerin yanına son yıllarda bir de atanamama korkusu yaşayan binlerce öğretmenimiz, branşı ile alakasız mesleklerde çalışıyor. Kamuda gerçekleşen bu yığılma sonucu atanamayan öğretmenlerimiz ya özel okullarda asgari ücretin altında çalışmak zorunda kalıyor ya da eğitimden ümidini keserek başka meslekler yapmaktalar. Bu mağduriyeti yaratan ise popülizm uğruna açılan gereğinden fazla öğretmenlik bölümleri ve diğer bölüm mezunlarına da öğretmenlik hakkı verilmesidir. Bu yanlış politikanın sonucu ise ihtiyaç fazlası binlerce öğretmenin okullardan mezun olması ve daha da kötüsü ise çok olan her şeyin kaderinde olduğu gibi öğretmenlik mesleğinin de git gide değersizleşmesi.


Son olarak belki de en büyük hastalığımız olan sık müfredat değişikliğine değinmek istiyorum. Eğitimde dünya markası olan Finlandiya gibi ülkelere baktığımızda yıllar boyu tek bir sınav sistemi ve içerikle devam ettiğini görmekteyiz. Ülkemizde ise her yıl milyonlarca kitap basıyoruz ve ertesi yıl çöpe atmaktayız. Milli servetimiz ve kesilen ağaçlarımızın yanı sıra çocuklarımıza maalesef standart bir eğitim verememekteyiz. Henüz 1.sınıflarda el yazısının doğru mu ya da yanlış mı olduğuna bile karar veremeyerek her sene fikir değiştirmekteyiz. Bu arada ben bu satırları yazarken gelecek yıl 1.sınıftan liselere kadar tüm müfredatın tekrar değiştirileceğini ve bu sene kullanılan kitapların seneye olmayacağını da belirtmeliyim.


Gördüğünüz gibi eğitim gibi bütçeden en fazla payı ayırdığımız ve hayati önemde olan bir konuda ülke olarak devasa sorunlar bizi bekliyor. Yine de bu kadar problemimiz var diye ümidimizi kaybedip, çocuklarımız için yabancı ülkelerde bir eğitim hayatı düşünmeyelim. Atasözümüzde olduğu gibi zararın neresinde dönülse kardır mantığıyla çaba sarf etmemiz gerekiyor. Enkaz halindeki eğitim sistemimizi ayağa kaldırmak hepimizin görevi.


Bitirirken ülkemizin tarihini ve kültürünü göz önünüze almanızı rica ediyorum. Halk olarak doğu kökenliyiz. Asya steplerinden geldiğimiz Anadolu’da devletler kurduk. Bu kurduğumuz devletlerin boyları balkanlara, Avrupa’nın içlerine kadar uzandı. Bu yüzden bir tarafımız doğuyu diğer tarafımızda batıyı hissediyoruz. Bu toprakların insanlarını doğudan ve batıdan göç edenler oluşturdu. Bu yüzden çocuklarımızı yetiştirirken tek taraflı bir eğitim sisteminin hiç bir yararı olmadığını düşünmekteyim. Öğrencilerimizin Fuzuli’nin Leyla ve Mecnunu’da , Shakespeare’n Romeo ve juleti’ni de okumasını , Aşık Veysel’i öğrenirken Mozart’ı da dinlemesini , Ata barı , Zeybek bilirken Vals’de yapabilmesini , Nazım Hikmet’i bildiği kadar Poe’yi Puşkin’i , Neruda’yı , Ömer Hayyam’ı da bilmesini istiyorum. Kısaca Eğitim sistemimizin hedefi: özünü, kendi toprağını ve kültürünü bilmenin yanında dünyayı ve evrensel değerleri de tanıyan entelektüel gençler yetiştirebilmek olmalıdır.


Kalbinde ülkesi varken ufkunda dünya olan nesiller görmek ümidiyle hoşçakalın.

Ali Ekinciel