Ağustos Yazısı
Unutulan Şöhret : İran


İnsanlık tarihinin en kadim medeniyetlerinin doğduğu topraklardan biridir İran. Görkemli Pers medeniyeti , Sasaniler , Safaviler ve sayısız Hanedanlar... Nedense günümüzde çoğumuzun aklına İran deyince 7000 yıllık bu köklü tarih yerine , son 30 yıllık şeriatla yönetilen bir İslam devleti gelir. Son günlerde ebedi düşmanı Amerika'yla yapılan nükleer anlaşmayla rahatlayan komşularımızın geldikleri noktaya biraz daha geçmişten bakmak istiyorum.

1930'lu yılların fakir , eğitime aç ve hızla reformlara yönelen Türkiyesinin kendisiyle hayli benzer bir komşusuydu İran. Bizde Mustafa Kemal'in devrimleri bir bir toplumu dönüştürürken , sınırın diğer tarafında İran şahı Rıza Han mollalara inat eğitim seferbirliği ilan ederek , kadın haklarını geliştirmekle meşguldu. Rıza Şahın bu batılı tarzdaki reformları ülkedeki mollaları , şirketleri millileştirme politakaları ise İngilizleri rahatsız ediyordu.İkinci Dünya Savaşı yılları geldiğinde ise modern İranın da sonuna geliniyordu. Şahın tarafsız kalma politikasını bahane eden Rusların kuzeyden , İngilizlerinde güneyden girmesiyle ülke resmen işgal ediliyordu. Rıza Şah'ın modern ve bağımsız İranı bu işgalle son bulmuş oldu. İngilizler Rıza Şahı Afrikaya sürgüne göndererek ülkenin başına ipleri kendi elinde olan oğlu Muhammedi geçirdiler. Milliyetçi başbakan Musaddıkla olan iktidar mücadeleseini yabancı desteğiyle kazanan Şah Muhammed Pehlevi ülkedeki otoritesini sert politikalarla güçlendirdi.

1970'lerin sonuna gelindiğinde İran , Muhammed Şahın CIA destekli gizli polis örgütü SAVAK tarafından halka korku saldığı bir diktatörlüğe dönüşmüştü. Onlarca kişinin göz altına alındığı Şah yönetimine karşı liberal , sosyalist , islamcı her kesim direniş sergilemekteydi. En şiddetli muhalefeti ise Fransanın kucak açtığı imam Humeyni yapmaktaydı.Şahın bu despot yönetiminden bıkan İranlılar çareyi sokak gösterilerinde aradılar. Kalabalıklaşan meydanlardan korkan Şah'ın ordusu ise hayati bir hata yaparak meydanda toplanan halka karşı silah kullandı. Gündüz vakti kendi ordusu tarafından sokaklarda vurulan İranlılar ise Şahın sonunu ilan etmekte gecikmediler. Gizlice bir uçakla ülkeden kaçan Muhammed Şah ve başka bir uçakla ülkeye dönen imam Humeyni ile İranda bir devir sona ererken bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Tarihler 1980'i gösterirken İranda bir devrim olmuştu ama akıllardaki soru bunun kimin devrimi olacağıydı. Mollaların desteğiyle Humeyni yönetiminin ilk işi liberaller ve sosyalistleri ezmek oldu. Bir bir değiştirilen yasalara seslerini çıkarmayan liberal ve sosyalistler en sonunda kendilerini hapishanelerde buldular. Şah döneminde 500 olan hapishanedeki muhalif sayısı devrim sonrası 5000'e çıkmıştı. İçeride muhalifleri ezen İslam devriminin dış politikası ise tam bir fiyaskoydu. Soveytler ve Batıya aynı anda düşmanlığı seçen Tahran yönetimi kendi kendini dünyadan izole etmekteydi. Bunun üstüne bir de Amerikan elçiliğinin basılıp , personelin rehin alınması ise uluslararası bir skandala dönüşecekti . İran için asıl felaket ise Saddamın Irak'ıyla 8 yıl süren ve hiçbir sonuç alınamayan savaş oldu.

90'lara gelindiğinde dünyadan kendini soyutlamış , insan gücü ve ekonomisi tükenmiş bir İran vardı. 2010'lara kadar tek reform yapmayan ve dış politikası en çok kendine zarar veren İranın dönüşümü ise Ahmedinejadın gidişiyle kısmen gerçekleşti. Yeni başbakan Hasan Ruhani'nin estirdiği reform havası sadece ülkesini değil tüm dünyayı etkiledi. Son olarak Amerika'yla yapılan nükleer anlaşmayla İsrail'i zor durumda bırakan İran , sonunda rasyonel bir dış politikaya da kavuşmuş oldu.


Kadim komşumuz için zaman ne gösterecek hep birlikte göreceğiz ama kendi adıma halkının daha fazla özgürlüğe sahip olduğu ve dünyayla kavga etmeyen bir İran diliyorum. Yüzyıllarca yan yana yaşadığımız Fars halkıyla iyi ilişkiler , güneyi yangın yerine dönmüş ülkemiz için her zamankinden daha çok önemli. Son olarak yeryüzünde geldikleri nokta itibariyle en çok üzüldüğüm iki ülkenin birinin İran diğerininde Mısır olduğunu söylemeliyim. Dünyanın en eski medeniyetlerinin şu anda geldikleri noktanın darbeler , iç savaşlar ve ambargolar olmaması gerektiğini düşünmekteyim.


Ali Ekinciel