2016 Şubat Yazısı
Adım adım çöken medeniyet : Irak


En eski şark medeniyetlerinin doğduğu bereketli mezopotamya toprakları Hz.Ali döneminde İslamiyetin başkenti yapılmıştı. Emeviler ve Abbasiler dönemlerinde altın çağını yaşayan Bağdat şehri dünyanın ticaret ve kültür merkeziydi. O günlerde astronomi , tıp ve edebiyat alanında çığır açan bu zengin İslam şehrinin parlak günleri İslam medeniyetininde temelini oluşturuyordu.Ta ki Moğol istilası bölgenin üzerine kabus gibi çökene kadar. Cengiz han'ın torunu Hülagü'nün ordusu tarafından günlerce yağmalanan sadece Abbasi şehirleri değil koca bir medeniyette oldu. Bağdat kütüphanesinin paha biçilmez binlerce el yazmasının mürekkebi sadece Dicle nehrini değil Irak'ın tarihini de siyaha boyayacaktı.


200 yıl Moğol istilasını Akkoyunlu ve Safevi hanedanlıkları izlerken Sünni-Şii ayrımıda ilk defa belirginleşiyordu. Sonraki yüzyıllarda Osmanlı-İran hanedanları arasındaki el değiştirmeye IV.Murad zamanında son verilecek ve günümüz Irak'ı I.Dünya Savaşına kadar bir Osmanlı eyaleti olarak kalacaktı. 1916 yılında son Türk askerleri bölgeden çekilirken Sykes ve Pikot adlı İngiliz ve Fransız subaylar çizdikleri haritalarla Irak ve Suriye adında iki ülke yaratmışlardı. Kendi adlarını verdikleri anlaşmayla Irak İngilizlerin , Suriye ve Lübnan ise Fransızların oluyordu. Dönemin iki büyük gücü , Irak'taki etnik ve mezhepsel ayrımı gözetmeden yaptıkları bu paylaşım anlaşmasıyla günümüze kadar uzanacak kanlı olayların da temelini atmış oldular.


II.Dünya Savaşına kadar İngilizlerin başa geçirdiği Kral Faysal ve oğulları tarafından yönetilen Irak devletinin kaderi , bu dönemde hizipleşen ordu içindeki generaller tarafından çizilecekti. Savaş yıllarında önce Nazi Almanyası sonra ise İngiliz yanlısı darbelere sahne olan Irak devleti savaş süresince Türkiyeyi örnek alarak tarafsız bir politika izledi. Savaş sonrası yıllarda İngilizlerin Ortadoğudaki etkinliği azalırken boşluğu ABD ve Sovyet Rusya doldurmaya başlamıştı. 1958'de general Abdulkerim Kasım'ın kanlı darbesiyle milliyetçilik ve komünizm ülkede hızla yayılmaya başladı. Bu durumdan endişe duyan ABD ise 1963'de başka bir general Abdusselam Arif'e darbe yaptırarak ülkede komünist avı başlattı. General Arif'in Irak'ı 6 gün savaşlarında İsrail karşısında hezimete uğrayınca yerini 1968'de kansız bir darbeyle Baas partisine bıraktı. Arap milliyetçiliğini esas alan Baas partisinde Hasan El Bekir ve Saddam Hüseyin adlı iki hırslı komutan diğer silah arkadaşlarının arasından sıyrılarak ülke yönetimini ele geçirdiler.


1970'lere gelindiğinde Irak artık iki generalin yönettiği bir tek parti devletiydi. İlk yıllarda tabanlarını yaymak için Kürtler ve Komünistlerle iyi ilişkiler kurmak isteyen Baas yönetimi daha sonraki yıllarda ilişkilerin bozulmasıyla bir tek parti diktatörlüğüne dönüştü. 1979'da Hasan El Bekir yaşı gereği görevden ayrılarak tüm yetkilerini Saddam Hüseyin'e devretti. Gözü kara komutanın tek başına yaptığı ilk icraatı ise rejim değişikliğine uğramış kaos içindeki komşusu İran'a savaş açmak oldu. Batının ve Sovyetlerin sattığı silahlarla 8 yıl birbiriyle savaşan iki Müslüman ülkenin mücadelesinden ise bir kazanan çıkmadı.


1990 yılına gelindiğinde dünya düzeni değişiyor , soğuk savaş yılları sona eriyordu. Geçirdiği uzun savaşa rağmen batının sattığı silahlarla güçlenen Bağdat yönetimi petrol kotasını bahane ederek komşusu Kuveyt'i işgal etti. Petrol gelirleri tehlikeye giren ABD ve Batı dünyası için kendi elleriyle yarattıkları canavarı durdurma zamanı gelmişti. İttifak güçleri Körfez Savaşı olarak bilinen "Çöl Tilkisi" harekatıyla Kuveyt'i işgalden kurtardılar. Saddam yönetiminin aldığı yarayı fırsat bilen Kuzeydeki Kürtler ve Güneydeki Şiilerin başlattıkları ayaklanmalar ise acımasızca bastırıldı. Katliamdan kaçan iki milyon Iraklı Kürt , Türkiye'ye ve İran'a sığındı. Batı tarafından defalarca kez bombalanan Irak için ise 2001 yılı sonun başlangıcı olacaktı.


11 Eylül saldırılarından sonra babasının yarım bıraktığı işi sonlandırmak isteyen ABD başkanı George Bush kitle imha silahlarını bahane ederek Irak'ı işgal etti. ABD askerleri tarafından karanlık bir mahzende idam edilen Saddam Hüseyin arkasında paramparça olmuş bir halk ve bir daha toparlanamayacak bir ülke bıraktı. Resmi kaynaklara göre 2001 yılından bu yana 1 milyondan fazla Iraklı hayatını kaybederken bir o kadar insanda ülkelerini terk etmek zorunda kaldı. Obama yönetimi Irak'tan çekilirken ardında bıraktığı yönetim ise mezhep çatışmaları ve petrol pazarlığı tartışmalarının altında kalarak ülkede otoriteyi bir türlü sağlayamadı. Bu kaos bataklığından türeyen IŞID terörü ise perişan haldeki Irak ordusunu ezerek birçok şehri ele geçirdi. Şu andaki durum ise büyük ülkelerin vekalet verdiği birçok etnik ve mezhepsel örgütün cirit attığı enkaza dönmüş bir coğrafyadan ibaret.


İnsanlığın ilk yerleşim yerlerinden , ticaret ve kültür beşiği olan parlak bir medeniyetin adım adım çöküşü ve bugün geldiği bu yer maalesef utanç vericidir. Irak'ı eski görkemli günlerine döndürmenin ise tüm insanlık için bir ödev olduğunu düşünüyorum. Zira Irak'ta bir dönüşüm yaşanmadan Ortadoğu'nun da içinde bulunduğu karanlıktan çıkamayacağını unutmamak gerekiyor. Yazımı burada noktalarken Irak'taki tüm etnik unsurların barış içinde yaşayabileceği bir ülke diliyorum.

Ali Ekinciel