Kasım 2018
SÖNMEYEN IŞIK; MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Kasım ayı denince akla ilk gelen hiç kuşkusuz ülkemizin kurucusu ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk oluyor. 10 Kasım 1938’de ebediyete intikal edişinin 80.yılı içerisindeyiz. Bu yılda her 10 Kasım da olduğu gibi yurdun tüm köşesinde törenlerle andık Gaziyi. Bu yılda o büyük dâhinin arkasından ağladık, saygı duruşunda durduk, onu çokça yad ettik. Tüm bu saygı gösterileri zaten içinde vefa duygusu olan her insanın yapması gereken şeyler. Ancak vefatının ardından geçen 80 yılda acaba onun istediği bir ülke olabildik mi? Gösterdiği muasır medeniyet seviyesini yakalayabildik mi?


Klişe cümlelerle ona layık olamadık türünden bir yazı değil bu. Sizce de artık oturup ciddi ciddi düşünmemiz gerekmiyor mu üzerinde? 10 Kasım 1938’den sonra onun attığı temelin üzerine neler koyduğumuzu düşünelim. Ata’nın sağlığında vasiyet ettiği ‘’köylerde okullar açılmalı’’ talimatı mesela. Vefatından sonra kurulan okulları 10 yıl bile sürdüremeyerek kapılarına kilit vurduk. O kısa sürede bile onlarca eğitimli insan çıkaran bu köy okulları devam etseydi bugün edebiyattan tarihe, sağlıktan bilime, müzikten sanata her şeyden biraz anlayan entelektüel bir toplum olabilecektik. Köy enstitülerinin önemini, mezunlarından dedem öğretmen Mehmet Ekinciel’le yaptığımız sohbetlerden daha iyi anlıyorum. 90 yaşına yaklaşan amcamın bana Avrupa birliğinin geleceği ya da evrenin oluşumu ile ilgili bilgiler vermesi bu okulların kapatılmasıyla neler kaçırdığımızın kanıtı gibi duruyor karşımda.


Atanın vefatından önceki bir diğer vasiyeti ise toprak reformu düzenlemesiydi. Gazi Paşa birçok ülkede aynı yıllarda silah zoruyla yapılan bu uygulamanın kan dökülerek yapılmasını istemiyordu. Ama topraksız köylünün ağaların elinde kul olmasına karşı bir şeyler yapılması gerektiğinin de farkındaydı. Maalesef vefatından sonra birkaç deneme yapılsa da başarılı olamadı ve Anadolu köylüsü toprak sahibi yapılamadığı gibi köylerdeki okullar, ağaların siyasilere yaptığı baskı sonucu kapatıldı. Toprak reformu yapılamamasının bugünkü sonuçlarını görmek isterseniz doğu illerimizde ağanın istediği partiye oy vermeye giden köylülere bakabilirsiniz. Maalesef kendisini köy ağasının ya da şeyhlerin kulu olarak gören on binlerce vatandaşımız bu yüzyılda halen feodal düzeni yaşıyorlar. Eğitimsizlik ve işsizlikle birleşen çaresizlik ise Fetö, Pkk ve Işid gibi eli kanlı terör örgütlerine insan kaynağı olarak dönüyor.


Gazi paşanın en büyük arzularından biri de tam demokrasiye geçilmesi idi. Hitler, Stalin ve Mussolini gibi diktatörlerin çağında yaşayan bir lider, kendi sağlığında iki kere çok partili hayata geçmeye çalışmış fakat eğitimsizlik yüzünden başarılı olunamamıştı. Rahmetli Gazi başarısız iki denemeye rağmen ülkede bir muhalefet partisinin olmasını ve tam demokrasiye geçilmesini çok istiyordu. Vefatından sonra çok partili hayata geçmemize rağmen altyapısını hukuk ve eğitime dayandırmadığımız için bu girişimler sürekli askeri müdahalelerle kesildi. Yasa, hukuk tanımayan iktidarlar insanları politize ederek, birbirlerine düşman olmalarına neden oldu. Sokakta yaşanan kargaşa ise her seferinde askeri darbelere neden oldu. Soğuk savaşın etkisiyle kutuplaştırılan insanımız, parti liderlerinin arkasına takılarak ülkenin asıl sorunları hukuk, eğitim, ekonomi gibi konulara uzak kaldı.


10 senede bir yönetime el koyan askeri cuntalar ise Atanın düşüncelerini kendi dar kalıplarına koyarak zorlama bir ideoloji yarattılar. Mustafa Kemal’in fikirlerini kendi sığ düşüncelerinde ideolojiye indirgeyerek halka zorla empoze etmeye çalıştılar. Bu dayattıkları baskı ideolojisinin sonucu ise kendi gençlerini darağacına çekmek ve hapishanelerde işkence etmek oldu. Kendi kafalarındaki sığ yönetim biçimini Mustafa Kemal’i kullanarak uygulamaya çalışan cuntacılar ülkeye büyük zararlar verdiler.


Üniversitelerdeki yasaklardan bölücü teröre kadar günümüze uzanan birçok sorunun kaynağı demokrasinin uğradığı bu kesintiler olmuştur. Hâlbuki Gazi Paşa bizlere katı ve değişmez bir ideoloji değil bir insanlık yolu bırakmıştır. Onun yolu herkesin din ve vicdan özgürlüğünü yaşayabildiği, laik, tam demokratik, insan haklarına saygılı, eğitim ve teknolojide ilerlemiş, ekonomik olarak kalkınmış çağdaş bir ülkeydi. Geldiğimiz noktada kendimize durup şu soruyu sormamız gerekiyor. Rahmetli Gazi bugünümüzü görseydi onu ve fikirlerini her 10 Kasımda hüzünlü törenlere sığdırmamızı mı yoksa yukarda özetlediğim vasiyetleri yerine getirerek bıraktığı ülkenin üstüne tuğlalar koymamızı mı isterdi.


Bitirirken son zamanlarda Gazi Paşa’ya yapılan hakaretler ve sözde tarihçilerin iftiralarla gaziyi karalamaya çalışmasına karşı şunu söylemek istiyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ü sevip, sevmeme de herkes istediği gibi hareket edebilir. Ama ülkedeki sağcı-solcu, tüm görüşlerden herkesin unutmaması gereken bir gerçek var ki; Onun gösterdiği hedefin tersine gitmek, günümüzün her gün bomba patlayan, mezhep savaşlarıyla kan gölüne dönmüş Ortadoğu ülkelerine dönüşmek demektir. Yanı başımızdaki parçalanmış Suriye ve Irak’tan alacağımız çok dersler var. Kısacası Kurucu önderimizin şahsıyla uğraşmayı bırakarak bizlere emanet ettiği vatanı ona yakışır bir yurt haline getirmek için çalışmalıyız. Yazımı bitirirken kurucu önderimizi bir kez daha saygıyla anıyor ve onun sözleriyle noktayı koyuyorum.

“Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.” Mustafa Kemal Atatürk

Ali Ekinciel